DOLAR 7,8688
EURO 9,31
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Tekirdağ 20°C
Çok Bulutlu

BAŞARI BİR YOLCULUKTUR, BİR VARIŞ NOKTASI DEĞİL…

23.12.2019
A+
A-

“Ne kadar az yüksekten uçarsan, düştüğün zaman o kadar az incinirsin” Konfüçyüs

Bir zamanlar, ağzı bağcıkla sıkılan, içinde memeli lastik balon olan toplarla oynanan futbol, bugünün bilgisayar ortamında yaratılan, insan sağlığını ön plana alarak icad edilen topların peşinde koşulduğu, halı gibi çim sahalarda oynanan futbola dönüşürken, yerinde sayan kalite, ne yazık ki kimsenin umrunda değil…

Çivili ayakkabılardan, geyik derisinden yapılan 100 gramlık papuçlara, su tutmayan formalara dönüşen zamane futbolumuz, bu değerleri hakediyor mu?

Bir 90 dakika için, tüm gününü ayıran, cebinden çıkan ekstra paralarla statlara koşanların “Bir gram bal için, bir çuval keçiboynuzu” yiyenlerden ne farkı var?

BURAYA REKLAM VEREBİLİRSİNİZ-7

Futbolumuzda, nesiller değişiyor ama ya saha içindeki futbol?

Zaman zaman alkışlasak da, bunun devamının gelmeyeceğine inancımız o kadar körelmiş ki, futbolumuzu yönetenlerin “Böyle gelmiş, böyle gider” anlayışı içinde sıradan yöneticilik yapmalarını hiç yadırgamıyoruz…

+++

Hatasız kul olmaz…

Ama hatayı kendisinde aramayıp, çeşitli organizmalarda arayanlar, öz eleştiriden kaçanlar; mutlu sonuçlarda, imparator edasıyla gezenler; çuvaldızı başkasına batırmadan önce, iğneyi kendilerine dokundurmazlarsa, nerede yanlış yaptıklarını anlayabilirler mi?

Ya da kabullenebilirler mi?

Ne yaparlar bu gibi figürler; ya hakeme yüklenirler “Korkaksanız, bu işi yapmayın” ya da “O düdüğü asacaksın” diye tehdit dolu sözlerle, kamuoyu oluşturarak, zeytin yağı gibi su üstüne çıkarlar; bu da olmazsa, bir kaç futbolcusunu, kadro dışı bırakıp, gündem değiştirirler…

Bunların hepsi, çoğu teknik adamın baş vurduğu klasik yöntemlerdir…

Mağdur edebiyatı, Türk insanının en etkilendiği konulardır…

Damardan giren Arabesk şarkı gibi, tribünlerin gazını alan, ateşini düşüren, gerektiğinde voltajını yükselten teknik adamlar; daldan dala konan kuş gibi, bir o takımdan, bir başkasına çeşitli yolları deneyerek gelirken, güçü aldıkları odakların gün gelir sabrını bile taşırırlar…

+++

VAR sistemi, futbolumuza girdiği günden beri, hakemlerimiz büyük ölçüde kendilerini temize ve musumiyete çıkaracak bir sebep bulmuş gibi umursamazlık zırhına büründü ülkemizde…

Oysa, saha içinde görmedikleri bir çok ekstrem olayları, kulağına gelen ikazlarla düzeltme ihtimalinin var olması, en azından takımların yönetici, teknik adam ve futbolcu hücumunu azaltırken, bir şeyi görmezden gelmeleri de affedilemez…

O da “İdare etme!”

Maçın idaresinden bahsetmiyoruz…

Ortalığı idare etmekten bahsediyoruz…

Tıpkı, ikinci sarıların çok zor çıkması gibi…

Ev sahibi takımlar aleyhine düdük çalmanın zorlanması gibi…

Kendi gelecekleri için, kuralların bazılarını göz göre göre, çiğnenmesi gibi… 

Oysa VAR gibi bir cankurtaranları ellerinin her an altında iken, hakemlerimizin büyük yol katetmeleri gerekirken, futbolumuz gibi yerinde saymaları, çaresiz bir hastalık haline gelmiştir ne yazık ki…

Son haftalarda hakemlerimizin VAR‘a rağmen çok daha yanlış yapmalarının tek bir sebebi var…

Uilenberg…

Bu hakem otoritesinin bazı  yeni tembihleri, ne yazık ki, haksızlıkları da peşinden sürüklüyor…

+++

Konumuz, futbolumuzun gelişmesi olunca, tabii ki en büyük görev burada teknik direktörlere düşmektedir…

Ne yazık ki, 17 bin civarında teknik adamımızla övünmemiz gerekirken, biz kısır döngü gibi belli teknik adamların çemberinde sıkışıp kaldığımız için, yenilikçi isimleri görmekte çok zorlanıyoruz…

Oysa, şans verildiğinde, bazı genç teknik adamlarımızın neleri başardıklarını zaten görmekteyiz…

Ligin dibinde şaşırtıcı şekilde debelenen F.Bahçe‘nin teknik direktörü, 10 kişi ile ezeli rakibine boyun eğmemeyi, kendi sahasında başarı gibi algılayıp ve bunu da “Kadıköy’e her gelen, elini kolunu sallayarak kazanamaz” diye şansız, camiayı küçük düşüren, sanki zafer kazanmış gibi havaya girip, koca bir F.Bahçe‘yi ligin diplerine demir attırmaktan bahsedemiyorsa, o hocanın sarı-lacivertli takıma çok şey vereceğini kimse izah edemez…

G.Saray‘ın hocası Fatih Terim‘in, gol sıkıntısı çektiği bir dönemde, belki şampiyonluğu kaçıracağı bir ortamda, golcü santrforunu kadro dışı bırakmasını neyle izah edebiliriz?

İş kapris meselesi değil ki, iş inatlaşma değil ki; iş futbola renk, başarı katma, zaferi yakalamaktır…

+++

Futbolumuza çelme takan bir diğer konu da, yorumcularımız…

Ekranlarda, küçük bir pozisyonu, saatlerce konuşup, program yaptıklarını zanneden ama bunun yanında ceplerini dolarla dolduranlar, Türk Futbolunun yerinde saymasının en büyük sebeplerinden biridir…

Ekran gücünü, hiç bir zaman iyi niyetleriyle kullanmak istemeyenler, kavga ve gürültü ortamını, seyredenlerin kulaklarını tırmalaya tırmalaya konuştukça, ne sahada yanlış düdük çalan hakemimizi kazanırız, ne de kale önünden net gol pozisyonunu kaçıran futbolcuyu…

Tıpkı, parası olanın kolaylıkla yönetici olması gibi, çenesi olanın, ortalığı iyi karıştıranların, yorumcu olması arasında hiç bir fark yoktur…

Genellikle, büyük yanlışların altında, gurur yatar…

Eee, biz de öyle gururlu insanlar var ki, işte Türk Futbolunun makus talihinin gerçek sebebi de bunlardır…

Hakemler, teknik adamlar, yorumcular…

Futbolcular ve taraftarlar, işin içindeki en masum kesim…

Aristo der ki “Sözün en güzeli, söyleyenin doğru olarak söylediği, dinleyenin de yararlandığı sözdür”

Türk Futbolu için, herkes bir şey söylüyor…

Dinleyen çok ama yararlanan yok…

Ve ne yazık, futbolumuz, küçük insanların, büyük gururları altında bir adım ileri atamaz görüntüsünden kurtulamıyor…

Herkes bir yol tutturmuş, bir düzen kurmuş gidiyor…

Oysa “Aradığını bilmeyen, bulduğunu anlayamaz ki”

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.