DOLAR 7,884
EURO 9,3194
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Tekirdağ 20°C
Çok Bulutlu

ANILAR – 1

19.12.2019
A+
A-

5 Ağustos 1944’de Cerrahpaşa’da doğdum. Babamlar daha önce Nişantaşı ve Büyükada’da oturmuşlar. Bu evi satın aldıktan sonra taşınmışlar bu semte. Altmışların sonuna doğru hastane istimlak etti evimizi. Oradan Yeşilköy’de bir yer aldık ve taşındık. Ben de zaten 1970 senesinde Tekirdağ’a gitmiştim.
 
Babam Mevlut ziraat mühendisiydi. İlginç de bir hikayesi var. 1900 doğumludur. Atatürk’ün emriyle,  onlu yılların sonuna doğru 24 öğrenci Macaristan’a ziraat mühendisliği tahsiline gönderiliyor. Babam da bu 24 kişinin içinde. İhtisas olarak bahçe peyzajı okuyor. Dönüşte de Çankaya köşkünde çalışmaya başlıyor. Bu mühendisler bahçıvanların başında, Atatürk ormanını oluşturuyorlar.
 
İlkokul kitaplarında Atatürk’ün ağaçları ne kadar sevdiğiyle ilgili bir hikaye vardır. Bir gün babamla ormanı geziyor ve neler yapıldığını denetliyor Atatürk. Ağacın biri geçişlerine mani oluyor. Babam da hemen, Keselim mi paşam, diye soruyor. Atatürk de, Mevlut efendi Mevlut efendi, bir ağacın kaç yılda meydana geldiğini biliyor musun,  diye karşılık veriyor babama.
 
Kazım Taşkent’in yönetimindeki Turhal şeker fabrikasının arazisinin peyzajında da yer alıyor babam. Hatta orada da İsmet İnönü ile bir anısı var. Kazım Taşkent babamı çağırıyor, Paşa geliyor burası hala çorak, ne yapacağız, diyor. Babam da, Bana bir kamyon ve on adam verin, diyor. Ormanda bulunan yeni ağaç filizlerini yerinden söküp fabrika arazisine dikiyorlar. İki günde yemyeşil yapıyorlar araziyi. O koca fabrika arazisi, ormandan toplanan yeşillikler ve genç ağaçlarla donatılıyor. Antalya parkı, İzmir Vali Baba parkı gibi bazı parkların yapımını da üstleniyor sonraları.
 
Bir de kitap yazmıştı Atatürk ile ilgili. Sirkeci’de,  4. Vakıf Han’da bir ofisi vardı babamın.Levent’in oluşumunda, sanatçıların birçok bahçesinin projesinde babamın imzası vardır. Yeşilköy’de otururken, 1990 yılında, 90 yaşında vefat etti.
Annem Gülşen 16 yaşındayken İstanbul Langa’ya ablasına gelirmiş. Babam görür görmez hemen istetmiş. Babam bayağı esmer, annem ise açık tenli, mavi gözlü. Evleniyorlar. Yavaş yavaş çocuklar geliyor dünyaya. İlk Meral ablam doğmuş ben tanımadım, vefat etmiş. Sonra ablam Tülin, sonra Ediz abim sonra Gediz abim en son ben dünyaya gelmişim.
 
Atatürk Bolu’da bir kadın öğretmene Bediz ismini vermiş. Babam da Atatürk’ü çok seven biri olduğu için hem oradan esinlenmiş. Hem de Ediz ve Gediz’e uyması için Bediz koymuş ismimi.
 
Bahçede geçti bütün ömrümüz. O zaman İstanbul bu kadar büyük değil. Sadece bir tek ev vardı karşımızda. Babam bahçeye çiçek ekerdi. 7-8 tane de ineğimiz vardı. Mahallemizin muhtarı Ziya beyin de birkaç ineği olduğu için çok iyi anlaşırlardı. Bahçıvanımız gelirdi bahçede çalışmak için. İnekleri karı koca onlar sağardı ama annemi de çok sık ineğin altına oturmuş sağarken görürdüm. Sağma makinesi yok tabii o zamanlar. Otururlardı, koyarlardı kovayı memelerin altına ve başlarlardı sağmaya.
 
Tahtadan bilyeli araba yapar, birbirimizi bindirip çekerdik. Mus diye bir misket oyunu oynardık, topaç çevirirdik. Abimler top oynarken küçüğüm diye beni kaleye geçirirlerdi, ben de can havliyle tutmaya çalışırdım topu. Yavuz Turna, Eşref Yetiş, Necati Balaban mahallenin çocuklarıydı.
 
Alipaşa’da Davutpaşa Kulübü’nün tam karşısında bir fırın vardı. Tepsi getirirdik fırına. Üzerine numaralar yazılırdı. Fırıncı anons yapardı, 8 numara 1 saat sonra gel, 11 numara 2 saat sonra gel, diye. O arada karşılaşır, görüşürdük. Çok yakınlığımız yoktu. Bazen bahçeye gelirlerdi. Babam kızardı mahalle çocuklarını bahçeye sokmama. Babam işe gidince toplardım bütün arkadaşları, yumulurduk meyve ağaçlarına. Annem, seni babana şikayet edeceğim, diye tehdit ederdi. Çok güzel bir çocukluktu. Akşamları saklambaç oynardık. Biraz büyüyünce sessiz sinema oynamaya başladık.
 
Derken yatılılık girdi araya. 1951 senesinde ablam Kandilli kız lisesinde, büyük abim Galatasaray lisesinde yatılı olarak okudu. Ortanca abim de Yeşilköy pansiyonlu ilkokulda okuyordu. Tek ben kalmıştım. Yatılı okumak istemiyordum ben. Arkadaşlarım normal okullarda okuyordu. Hacı Kadın, Taş Mektep, Alipaşa… Beni Galatasaray’a yazdırdılar. Bana çok ağır gelmişti. Ortaköy’deydi.
 
Basketbol, voleybol ve hentbol  oynardık. Sarı kumdan bir futbol sahası vardı, ama sahada hentbol oynardık. Ben yine kaleye geçerdim. Fotoğraf koluna başlamıştım. Birçok alanda meşguliyetim olunca unutmuştum biraz evimi. Ama yine de çok zorluk çekmiştim.
 
Bir hafta sonu abim beni almaya gelmişti okuldan. Maça meraklı olduğumu bildiği için, Gel seni maça götüreyim, demişti. Okulumuza çok yakın olan Şeref stadındaki İstanbul-Kasımpaşa maçına götürmüştü. O karşılaşma seyrettiğim ilk canlı futbol karşılaşmasıydı. Toprak saha, rezalet. Nasıl oynarlar burada diye düşünüp irkilmiştim. Ama sonraları ben de oynadım tabii.
 
Ellili yıllarda Mithatpaşa stadında sadece Galatasaray, Fenerbahçe ve Beşiktaş oynardı. Sanırım çimler bozulmasın diye. Diğer sahalar deplasman sayılırdı bu takımlar için…..

DEVAMI ANILAR-2…. Pek Yakında…

YAZARIN EKLEMİŞ OLDUĞU YAZILAR
24 Aralık 2019
18 Şubat 2020
9 Ocak 2020
30 Aralık 2019
23 Aralık 2019
YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.